Sayfalar

30 Haziran 2012 Cumartesi

Beni Böyle Sev Seveceksen!

Bu başlık nerden çıktı derseniz İclal Aydın'ın Yaz Bitmesin adlı kitabını karıştırıyordum. Kitaptaki bir bölüm hoşuma gitti dedim ki dur ben bunu bloğumda paylaşayım işte başlık da bölümün adıydı. Normalde bu tarz kitaplar okumam zaten 6 sene önce bir hocam hediye etmişti. Düşünün 6 senedir okumadım kitabı.


   
  Beni Böyle Sev Seveceksen

"Belma Hanım'ın kızı ne kadar çalışkan. Keşke sen de onun gibi olsan. O zaman seni daha çok severim."
"Bak, ablan ne kadar düzenli, hiç onu örnek almıyorsun. Keşke sen de onun gibi olabilseydin."
"Ahmet Bey'in oğlu yazları babasına yardım ediyormuş işyerinde. Sense koca bir tembelsin."
"Bizim ailede kimse boşanmadı. Bu kime çekti, nasıl böyle bir şey yaptı vallahi bilemiyoruz..."
"Bakın mesai arkadaşınız ne kadar da çalışkan. Pazar günleri bile çalışmaktan hiç şikayet etmiyor. sanırım sizden daha azimli!.."
"Heee, güzel olmuş pilavın, yav geçen gün Zerrin bir pilav yapmış, parmaklarımızı yedik Allah seni inandırsın, ben böyle iyi yemek yapan başka birini daha görmedim."
"Kaça aldın bu arabayı? Ohoo kazıklanmışsın sen. Buldular tabii senin gibi enayiyi. Aynı modeli Erol almış, valla seninkinden çok daha ucuza..."
"Yok yok abi, bi daha buna bırakmayalım seçimi. Bir şeyi doğru dürüst yapamıyor. Keşke ben gitseydim. daha iyi anlardım bu işten. Ne bakıyorsun, haksız mıyım?"

Her zaman olacak daha iyileri...

Daha güzel, daha çalışkan, daha başarılı, daha zayıf, daha marifetli, daha erdemli, daha yakışıklı, daha, daha, daha...Durmadan bu kelimeyi tekrar ettiğinizde anlamının kaybolduğunu farkettiniz mi?

Dört harften oluşan tuhaf, davul gümbürtüsü gibi bir sese dönüşüyor. Bir anlamı kalmıyor yani kendini yetersiz, ezik, başarısız, beceriksiz, tembel, işe yaramaz hissetmenin. İnsanın çocukluğundan bu yana biriyle, bir şeylerle kıyaslanmasının o berbat ağırlığından kurtuluyor insan. Ya da bir an için buna inanıyor.

Daha, daha, daha...

Oysa o cümlelerin şu karşılıkları da var hayatta: "Matematikte çok başarılı değildim, ama tarih dersinden hep çok iyi notlar alırdım."
"Evet, ablam çok düzenli bir çocuktu ama şu anda dağınık biri olduğumu kimse söyleyemez."
"Yazları babama yardım etmedim, top oynadım ama o sokak anılarının bana verdiği hazzı da hiç unutmadım."
"Ailem onaylamadı boşanmamı, ama şuandaki huzurumu hiçbir şeye değişemem"
"Hafta sonları kalmadım mesaiye, çünkü hakkım olanı vermeyene hak etmediğini vermedim."
"Pilavda çok başarılı olmasam da börekte üstüme yoktur. Sonra çorbalarda, sonra sebze yemeklerinde, sonra mantıda..."
"Pazarlık yapamam. Yapamıyorum. Ama verdiğim para kafama yatıyorsa, içim rahatsa, tamamdır..."
"Bana göre benim seçimim doğrudur. Sana göre seninki. Ama benim için hiç kimse "bu" değildir."
"Beni böyle sev seveceksen, olduğum gibi göreceksen."


28 Haziran 2012 Perşembe

Müzik Ziyafeti..

Eee uzakdoğu hayranı olmak sadece film ve dizi izlemekle olmuyor müzik de dinlemek lazım...Gerçi You Are Beautifulu izlememiş olsaydım k-pop dinlemeye başlamazdım herhalde...Neden mi? Diziyi izleyince Yong Hwa hayranı oldum, Yong Hwa hayranı olunca kliplerde nasıl diye merak ettiğim için Cn blue'nun Love şarkısını açtım ve dinledim. Daha ilk dinlemede şarkı çok hoşuma gitti. Önce Cn Blue sonra Super Junior, Bigbang, Shinee derken bi baktım her telden şarkıyı dinlemeye başlamışım :D Neyse bu kadar gevezelik yeter. Madem sözü Cn Blue Lovedan açtık, açılışı bu şarkıyla yapalım.

Cn Blue ~ Love



Yong Hwa'ya bitiyorum bu klipte. Çok şeker özellikle de mavi ceketli hali. Jong Hyun'un sesi de takdire şayan doğrusu.

Bigbang ~ Monster
 

Bigbang'in en son albümünden bir şarkı. Daesung'un söylediği kısma bayılıyorum. Zaten bu aralar Daesung'un sesine taktım. Klip biraz tuhaf olsa da güzel şarkı.

İnfinite ~ Paradise






Bu şarkıyı klipsiz dinlediğimde üyeler arasında kız da var zannetmiştim :D Başta sadece nakarat kısmını sevmiştim. Birkaç defa dinleyince şarkıyı da çok sevdim. Uzun bir süre bıkmadan dinlediğim güzel bir parça.




JYJ ~ Empty




Jyj'in dinlediğim ilk şarkısı. Dbsk'nin dağılmasına üzülmüş olsamda jyj'in de şarkılarının güzel olduğunu görünce üzüntüm geçti :D Dikkat ederseniz klipte grubun iki farklı hali var çok güzel bir ayrıntı olmuş bence.
"Your heart is empty... Girl because your heart is empty"




T-ara with Davichi ~ We were in love



Fazla söze gerek yok güzel şarkı. Dinleyin.











Cn Blue ~ In My Head (Korean Version)

Madem açılışı Cn Blue ile yaptık kapanışı da öyle yapalım. Bu şarkının daha önce Japon versiyonu çıkmıştı. Sonra Kore versiyonu(korece yani) da çıktı. Ben korece halini japonca halinden daha çok sevdim. Japonca versiyonun iyi yanı klibinin olması.

Cn Blue ~ In My Head (Japanese Version)


 

23 Haziran 2012 Cumartesi

The Greatest Love - Best Love

http://www.koreandrama.org/wp-content/uploads/2011/04/The-Greatest-Love14.jpg



















 1 senedir arşivimde bulunmasına rağmen, etraftaki herkesten adını, şanını duymama rağmen ısrarla ertelediğim, izleyince de iyi ki izlemişim dediğim dizi tıpkı ismindeki gibi güzel bir aşkı konu alıyor. İlk bir iki bölümünü izlediğimde hani bu dizinin neresi komik demiştim zira izleyenlerden en çok duyduğum şey dizinin ne kadar komik olduğuydu. Romantik komedilerde genelde ilk 10 bölüm falan komikken 10. bölümden sonrasında dizi dramatikleşir. Aşağı yukarı hepsi böyledir. Ama bu dizide sadece ilk bölümlerde değil baştan aşağı (hatta en duygusal bölümlerde bile) insanı kahkahalara boğacak kısımlar vardı. Yalnız aile bireylerinizin yanında izlemenizi tavsiye etmem çünkü sizi ne biçim gülüyosun sen? neye gülüyosun? gibi sorularla rahat bırakmayabilirler.

Dok Go Jin(Cha Seung Won): Kim Jo Won(Secret Garden) karakterinden sonra kendi beğenmişliğin bu kadar sevimli halini Dok Go Jin de gördüm doğrusu. Adamın üç lafından biri nan Dok gojiniyaydı galiba :D Diziyi sevmemin başlıca sebebi bu adam kesinlikle.

Gu Ae Jung(Gong Hyo Jin): Dizi hakkında o kadar şey duymama rağmen, afişini defalarca görmeme rağmen kendisinin Pastadaki başrol unni olduğunu ancak diziye başlayınca farkebildim. Gong Hyo Jin'i aynı Pastada olduğu gibi bu dizide de ne çok sevdim ne de sevmedim.

Yoon Pil Joo(Yoon Kye Sang): Şu ikinci erkek karakterlere bayılıyorum. Haliyle Yoon Kye Sang'a da bayıldım. Kızla bayağı vakit geçirdiğinden kız için baya savaştığından mıdır nedir fazla acımadım. Genelde kenarda köşede acınası, köpek yavrusu gibi dolaşanlara acıyorum. Bakınız Ji Hoo(Bof), Kang Shin Woo(You Are Beautiful).

Kang Se Ri(Yoo İn Na): Kötü, ikinci bayan karakter. Queen İnhyuns Man dizisinden sonra kötü rolünde görmek tuhaftı tabi. Gerçi çok da kötü değildi dizinin sonunda yine sevimli rolüne bürünüyor.

Diziyi sevmemin bir diğer nedeni de bu şarkıydı sanırım. Şarkıyı her duyuşumda kendimden geçtim resmen* Zaten kore dizilerinin bu kadar etkileyici olmasının en büyük nedeni şarkıları bence. Örnek başrol adamımız kıza acıların çocuğu bakışı atıyor. Tamam duygusal da o an öyle bir şarkı devreye giriyor ki "Bu hayatımda gördüğüm en üzücü bakış ühühüü" moduna geçiyoruz resmen. Sizi bilmem de ben kesin geçiyorum :D
















Dizinin diğer güzel müziklerini buradan ve buradan dinleyebilirsiniz.

  *: Burda biraz abartmış olabilirim.

18 Haziran 2012 Pazartesi

Bunları İstiyorum

 Binmek istiyorum...
 















 Takmak istiyorum...
 


















 Yemek istiyorum...
 















Giymek istiyorum...
 















 Çalmak istiyorum...


Yaşamak istiyorum...



16 Haziran 2012 Cumartesi

Rooftop Prince.. İzle İzle Doyamadım

Başrollerinde Han Ji Min ve Park Yoochun'un oynadığı bir romantik komedi dizisi. Bu diziyi ilk gördüğümde tarihi dizi zannedip ben bunu izlemem demiştim. Zira tarihi dizilerde acayip sıkılıyorum o yavaş yavaş konuşmalar falan beni uyuz ediyor ne yalan söyleyeyim. Dizinin konusu: Veliaht Prens Lee Kak'ın karısının ölümünden sonra, Veliaht prens 300 yıl geleceğe gider ve muhafızlarıyla birlikte 21. yüzyılda Güney Kore, Seoul'da ortaya çıkar. Bugünkü Seoul'da Veliaht Prens, esrarengiz bir şekilde ölen prensese çok benzeyen Hong Se-Na ile tanışır. Yani geçmişten günümüze yolculukla alakalı zaten geçmişte değil de günümüzde geçtiğini öğrenince diziyi izlemeye karar verdim. İyi ki izlemişim. Uzun zamandır böyle gülmemiştim. Zaten klişe dizilerden de sıkıldım dizi konu itibariyle farklı olduğu için anında gönlümü fethetti. Sadece başroller değil diğer karakterlere de bayıldım.

Güzide Dizimizin Güzide Karakterleri:

Park Yoochun - Lee Gak

 












Diziye Yoochun için başladım zaten. Kendisini SKK dizisinden sonra sevmeye başladım. Rolünün hakkını vermiş hakikaten. Yalnız dizideki uzun saçlı hali ne komikti öyle. Neyse ki kestiriyor. Bu çocuğa kısa saç çok yakışıyor  kesinlikle uzatmamalı. Dizide bol bol  tatlı şeyler yerken görüyoruz.


Han Ji Min - Park Ha

















Bu unniyi ilk kez bu dizide izledim. Çok şeker biriymiş. Tuttum ben bu kızı.

Muhteşem Üçlü:

Ne diyim bu diziyi hiçbir şey için izlemiyorsanız bu şeker çuvalları için izleyin.

Lee Min ho - Song Man Bo
















93'lü Lee Min Ho kendisi. Bu Lee Min ho isminde bir şey var anlayamadığım. İki  Lee Min Ho' da taş, oyunculukları iyi. Bu arada diğer Lee Min Ho'nun da tarihi dizisi "Faith" başlayacak. Lee Min ho'nun hatrına bir  iki bölüm bakmayı düşünüyorum. Yoksa tarihi dizi izleyemem ben.  Bu çocuğu da çok sevdim zeki rolü de pek yakışmıştı.


Jung Suk-Won - Woo Yong-Sool 













Yong sul ya adamım. Dizideki rolünü o kadar iyi yaptı ki hayran kaldım. Hele saçımı kestirmektense beni öldürün dediği vakit acayip gülmüştüm. Bir ara Park Hadan hoşlanıyor gibiydi. Neyse ki önemli bir şey değildi. Zaten majestelerinin sevdiği kıza yan gözle bile bakamaz ki yavrucak :D

Choi Woo-Sik as Do Chi-San



Biraz şıkırdaklı giyinmeyi seven nerde bir dedikodu varsa hemencecik öğrenen şeker Chisan rolünde Choi Woo-Sik. Çöpten onca kıyafet arasında sarı renk şıkırdaklı bir kıyafet seçince yıkıldım resmen :D





Lee Tae Sung - Tae Moo



















Dizinin kötü karakteri. Her ne kadar ağzını burnunu dağıtmak istesem de Lee Tae Sung da tıpkı diğerleri gibi rolünü başarıyla oynamış. Playful Kissteki rolünden sonra bu hali baya değişik geliyor insana. Orda ne komikti yahu bu dizideki karakterler yeterince komik olduğundan bunu da kötü yapalım demişler heralde.


 Jung Yoo-Mi as Hong Se-Na












Bu kızda Park ha' ya yapmadığını bırakmadı dizide küçüklükten itibaren kızın hayatını mahvetti durdu. Geçmişte de gelecekte de aynı.

Koreliler reenkarnasyona takmış kafayı sanırım. Bu dizide de var zaten çoğu dizide şunları muhakkak duyuyoruz "Önceki hayatımda çok zengin biriymişim sanırım önceki hayatında şöyleymiş vs.." Her ne kadar bu reankarne olayını saçma bulsam da bu dizide beni rahatsız etmedi. Zaten başka türlü nasıl olucaktı ki. Bu diziyi sevmemin nedeni zaten bu yolculuk falan olayı çünkü fantastik konulu dizi filmlere bayılıyorum 49 days, secret garden gerçekten güzel dizilerdi.


Diziden Komik Resimler:










Dizinin sonu ise gerçekten beni şaşırttı. Çünkü filmin ortalarından itirabaren Lee Gak geçmişe geri dönüp Bu Yong ile olur Tae yong da Park Ha ile olur diye düşünüyordum. Ama dizinin sonunda sanılanın tam aksine ölen kişinin veliaht prenses değil de Bu Yong olduğunu görüyoruz. Bu kısım beni cidden şaşırttı. Bu Yong'un ölmesi kötü bir durum olsa da diziyi bir kat daha ilginçleştirdi. Dizinin son kısmı biraz karışıktı şimdi Park Ha'nın birlikte olduğu kişi hem Tae Yong hem Lee Gak mı oldu noldu anlamadım.




Dizinin müzikleri de çok eğlenceli ve etkileyiciydi.













                     















Şimdilik bu kadar bir sonraki yazımda görüşmek üzere..Anyongg..


Yukarı Bak ~ Şeker Bir Animasyon



 Yukarı Bak(Up) izlediğim en şeker animasyonlardan biri. İçinde aşk, komedi, dram ne ararsanız bulabileceğiniz bir animasyon. Konusu; Hayatı boyunca yaşamak istediği macera hayalini gerçekleştirmek için evine binlerce balon bağlayıp Güney Amerika’nın vahşi doğasına doğru yolculuğa çıkan 78 yaşındaki baloncu Carl Fredricksen’ın hikayesinin anlatıldığı yeni bir komedi. Ancak Carl, yolculuğa başladıktan sonra en büyük kabusunu da yanında götürmekte olduğunu fark eder: fazlasıyla iyimser, doğa kaşifi 8 yaşındaki Russel’ı. Filmdeki ayrıntılar çok hoştu gerçekten. Özellikle karakterler ne şirindi öyle elimden gelse bilgisayarın içine girip o tonton dedenin burnunu sıkardım J Tek başıma pek animasyon izleme alışkanlığım yoktur nedense hep birlikte izlenince daha komik oluyormuş gibime geliyor. Ama Yukarı Bak’I izlerken tek başıma da gayet eğlendim.

İşte filmimizin yıldızı Carl:




Burnunu sıkmak istediğim tonton ihtiyar. Bu arada filmin dublajı cidden iyiydi. İhtiyarın konuşmalarını dinlemek çok keyifliydi doğrusu. Animasyon bile olsa Carl’ın Ellie’ye olan aşkına hayran kaldım doğrusu. Hatta Ellie’nin ölümünden sonra bile onu mutlu etmeye çalışıyor. Ellie her ne kadar ölmüş olsa da filmin sonunda Carl kendine yeni bir aile buluyor.

Ellie:
 
















Ben ilk erkek zannetmiştim Carl’a kanka falan diyordu. Tam erkek fatma anlayacağınız. Sonra onla evlenince şok oldum :D Yaşlılığını da çok şeker yapmışlar.

Russel:
 

















Bu ufaklık da doğa kaşifi olmak için rozet toplama peşinde. Toplaması gereken son rozet ihtiyarlara yardım etme rozeti olunca haliyle tonton ihtiyar Carl’ın başına kalıyor.
Filmin en çok hoşuma giden tarafı da konuşan köpekler. En çok da Duck’a bayıldım konuşması çok komikti.

 Duck:
 

















Sevdiğim sahneler:

 
















  
-Ben köpekleri durdururum. Durun köpekler!
 
 































Köpekler kumar oynarsa nolur hile bile yaparlar :D


Carl: Bana bak seninle bir oyun oynayalım. Adı ne biliyor musun “Konuşanın dilini yılan soksun!”
Russel: Harika annemle hep bunu oynarız.

Carl: Şu hale bak çocukluk kahramanımla tanıştım o da bizi öldürmeye çalıştı. Fıkra gibi.
Duck: Hah fıkra dedin de aklıma geldi Bir sincap bir ağaca gider ve şöyle der: “Kış için palamut saklamayı unutmuşum öldüm ben” haha komik çünkü sincap sonuçta ölüyor.

15 Haziran 2012 Cuma

Böyle Ayraçlar Kitap Okutur :)

Benim gibi kitap okumayı seven herkes eminim ayraç meraklısıdır aynı zamanda. İnternette gezerken bazı ilginç ayraçlar buldum bunları sizinle paylaşmak istedim :)





Biraz çocuksu olsa da çok tatlılar bence :) 







Bu sene çok fazla kitap okumama rağmen yine de ayraçlara ilgimi kaybetmedim. Hala gittiğim her kitapçıdan her bulduğum ayracı alıyorum. Gerçi ayraçlarım bunlar gibi güzel değil maalesef. Genelde düz sıradan ayraçlar.
 


Çok şirinler :) Bu ayraçları görünce kitap okuma isteğim bir kat daha arttı. Arttı artmasına da şuan elimde okuyacak güzel bir kitap yok maalesef :(

13 Haziran 2012 Çarşamba

Merhabalar..

Merhaba Millet,

Bu benim ilk yazım. İlk yazımda en sevdiğim filmlerden biri olan Esaretin Bedelini tanıtmaya karar verdim. Film İmdb listesinde 1. sırada yer alıyor. Her ne kadar bir çok insan tarafından bilinse de hala izlemeyenler var.  Çok şey kaçırıyorsunuz efenim. Hemen acilen izlenmeli. Bu filmi ilk izlememin üzerinden 5 sene geçti. Ve bu sene filmi tekrar izledim. Anladım ki gerçekten harika bir film.



Filmin orjinal adı "The Shawshank Redemption
Filmde iki önemli isim yer alıyor: Morgan Freeman ve Tim Robbins

Filmin konusu: Genç ve başarılı bir banker olan Andy Dufresne, karısını ve onun sevgilisini öldürmek suçundan ömür boyu hapse mahkum edilir ve Shawshank hapishanesine gönderilir.













* Film uzun olduğu için izlemekten çekinebilirsiniz aldanmayın. Bir solukta bitiyor.

*94 yapımı olduğu için eski film ben bunu izlemem diyebilirsiniz. Tarihine de aldanmayın :)


Filmden sevdiğim kısımlar, replikler:

+ Müzik buradaydı yani içimde. Müziğin güzelliği budur. Bunu sizden alamazlar. Hiç müzik için böyle şeyler hissetmemiş miydiniz?
- Ben genç bir adamken mızıka çalardım. Sanırım ilgimi kaybettim. İçerideyken fazla bir anlamı yok.
+ En fazla anlamı olduğu yer burasıdır. Unutmamak için ihtiyacın var.
-Unutmak mı?
+ Dünyada taştan ibaret olmayan başka yerlerin de olduğunu. Birşeyler var… İçinde… Alamayacakları ve dokunamayacakları birşeyler. O sana aittir.
- Sen neden bahsediyorsun?
+ Umut…


 "Unutma Red, umut iyi bir şeydir, belki de en iyisi. Ve iyi şeyler asla ölmez."  (Andy Dufresne)

Red: Sen bir dahisin
Andy Dufresne: Biliyor musun Red.  Asıl garip olan; ben dışarıdayken dürüst biriydim. Sahtekar olmak için hapse girdim.

Andy: Sen de burdaki herkes gibi suçsuz musun RED..
RED: Shawshank’deki tek suçluyum.. "

Ayrıca unutmadan ekleyeyim: Film, Stephen King'in Rita Hayworth and Shawshank Redemption adlı romanından sinemaya uyarlandı ve gösterildiği ülkelerde büyük ilgiyle karşılandı ve 7 dalda Oscar'a aday gösterildi.





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...